|
KLİNİK ÖZELLİKLER
Hastalığın belirtileri ve şiddeti hastadan hastaya değişkenlik göstermektedir. Panik bozukluğunun üç temel özelliği dikkati çeker. Panik atakları, agorafobi ve beklenti anksiyetesi( tekrarlama korkusu). Beklenmedik anda gelen panik atağı tanı için ön koşuldur. Psikiyatriye başvuran panik hastalarının %70-90’ında panik duyumları ile ilişkili fobik kaçınma ve %30-50’sinde ise agorafobi saptanmaktadır.Yani panik atak gelecek korkusu ile kaçınma davranışları ortaya çıkar.
Panik atak
Bir panik atağının temel özelliği , birdenbire, nedensiz bir korku, huzursuzluk duygusunun patlak vermesidir. Yaşanan bu yüksek anksiyete(bunaltı, korku) düzeyine nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, terleme gibi güçlü bedensel duyumların eşlik etmesi,yetilerin geçici olarak kaydedilmesi ve bulunulan ortamdan kaçmak ya da uzaklaşmak için yoğun bir istek duyulması panik atağının diğer temel özellikleridir. Panik atağı sırasında belirtiler hızla ortaya çıkar, şiddeti giderek artan bir tempo ile başlangıcından sonra 10 dakika içinde doruğa ulaşır. Genellikle nedensiz , yani beklenmedik anda olarak ortaya çıkar. Belirtilerin bir kısmı hiperventilasyona (hızlı nefes alıp- vermeye) bağlıdır. Hastalar bu belirtileri kalp krizi geçirdiği, felç olacağı, bayılacağı, kontrolünü yitireceği ya da delireceği, çoğu kez de öleceği biçiminde yorumlar. Kendilerini yaşamsal bir tehlike içinde hissederek o ortamdan uzaklaşmaya çalışırlar. Panik atağı genellikle 10-30 dakikada sonlanır. Ancak süresi birkaç saate kadar uzayabilir. Panik atağı hızla tıbbi yardım arayışına neden olur. Bu hastalar ilk önce acil servislere, daha sonra da sıklıkla pratisyen hekimlere, kardiyolog ve nörologlara başvururlar.Temel başvuru yakınması o kişi için en korkutucu olan bedensel belirtidir; göğüs ağrısı, baş dönmesi vb gibi. Panik atağı tanısı için atak sırasında, toplam 13 bedensel ya da bilişsel belirtiden en az dördünün eşlik etmesi gereklidir. Eğer panik atağı sırasında dörtten az sayıda belirti ortaya çıkıyorsa, o zaman “sınırlı belirtili panik atağı”söz konusudur. Bu tür ataklarla genellikle hafif seyirli panik bozukluğunda karşılaşılmaktadır.
Panik atağı için DSM-IV tanı ölçütleri
Aşağıdaki belirtilerden dördünün(ya da daha fazlasının) birden başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı,ayrı bir yoğun korku ya da huzursuzluk döneminin olması: 1. Çarpıntı ,kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında olması 2. Terleme 3. Titreme ya da sarsılma 4. Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları 5. Soluğun kesilmesi 6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi 7. Bulantı ya da karın ağrısı 8. Baş dönmesi,sersemlik hissi,düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma 9. Derealizasyon(gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon(benliğinden ayrılmış olma) 10. Kontrolünü yitireceği ya da çıldıracağı korkusu 11. Ölüm korkusu 12. Paresteziler(uyuşma ya da karıncalanma duyumları) 13. Üşüme,ürperme ya da ateş basmaları
Panik atakları gece uykuda da gelebilir. Kişi bu “noktürnal panik atağı”nedeniyle uykudan büyük bir korkuyla uyanır. Bu noktürnal atakları yoğun olarak yaşayan bazı hastalar uykuya dalmaktan korktuklarını ifade ederler, hatta uyumamaya çabalarlar. Panik atakları, atığın başlangıcı ile durumsal tetikleyiciler arasındaki ilişkiye göre kabaca iki biçimde kendini gösterebilir. Beklenmedik (spontan) panik atakları: Panik atağının başlangıcı durumsal bir tetikleyici ile ilişkili değildir. Ataklar nedensiz ve spontan olduğu için, hastalar atağın ne zaman ve nerede geleceğini bilemezler. Panik bozukluğu tanısı için bu tür atakların olması gereklidir. Özellikle hastalığın ilk evrelerinde bu tür ataklar yaşanır. Durumsal panik atakları: Panik atakları değişmez biçimde durumsal bir tetikleyici ile karşılaşıldığında ya da karşılaşılacağı düşünüldüğünde ortaya çıkmaktadır. Başka deyişle bu atakların ne zaman ve nerede olacağı önceden kestirilebilir. Durumsal ataklar daha çok sosyal ve basit fobilerde görülür.
Beklenti anksiyetesi
Panik atağı geçiren bireyler o korkutucu anı tekrar yaşamak istemezler. Birkaç şiddetli atak geçirme ya da atakların sıklığının artması ile “beklenti anksiyetesi”, yani, yeni bir panik atağı geçirme beklentisi ve korkusu gelişir.Beklenti anksiyetesinin üç öğesi vardır: (1)Bir panik atağı geçirmeyle ilişki olan huzursuz edici ve endişeli,yoğun düşünce uğraşları, (2)yine bir panik atağı olacak,bu da tehlike yaratacak inancı ve beklentisi, (3)süregiden bir korku eğilimi ya da korkuyla oluşan bedensel duyumlardan korkmak.
Beklenti anksiyetesi içindeki hastalar ne zaman panik atağı yaşayacaklarını kestirmek amacıyla çevresel ve bedensel ipuçlarını değerlendirmeye çalışmaktadırlar. Belirgin bir uyarılmışlık ve tetiktelilik hali vardır. Kalbi ne zaman hızlanmaya başlamaktadır? Solunumu nerede ve nasıl değişmektedir? Hangi ortamlarda sıkıntısı artmaktadır? Şu an bulunduğu yere en yakın sağlık kuruluşu nerededir ve oraya nasıl hızlı bir şekilde ulaşılabilir? Kişinin kafası sürekli bu gibi endişeli düşüncelerle doludur. Beklenti anksiyetesi, doğal olarak, bir çok yanlış çıkarsama inanca yol açar. Araba kullanırken panik yaşayan biri, daha arabaya binerken yoğun anksiyete yaşayacaktır. Daha sonra kişi hiçbir toplu taşıma aracına binemez duruma gelebilir. Beklenti anksiyetisini panik ataklarının ve agarofobik kaçınmanın çekirdeğini oluşturmaya başlamıştır. Hastalar ciddi bir bedensel hastalığı olabileceği endişesiyle bedenlerine odaklaşır ve hipokondriyak tutum ya da davranışlar göstermeye başlarlar. Ölmekten korkmaktadırlar. Bazıları, kontrollerini kaybederek, bayılmaktan ya da olmadık yerde bağırmak, üstünü başını yırtmak gibi saçma davranışlarda bulunacaklarından korkarlar. Hastalar sürekli tansiyon ölçüp, nabız sayar hale gelirler. Kendilerince bir dizi önlem almaya başlarlar. Panik atağı sırasında yaşadığı kalp çarpıntısını enfarktüs geçirebileceğinin kanıtı olarak gören hasta, nabız artışına yol açabilecek etkinliklerden (spor yapma, cinsel ilişkide bulunma, kafeinli içecekler alma vb) kaçınmaya çalışır. Havasız ortamlara girmemeye çalışırlar. Yalnızca bu anksiyeteli bekleyiş bile kişinin gündelik yaşamını sekteye uğratacak boyuta varabilir. Panik atağı geçirme korkusuyla gündelik yaşam ve sosyal ilişkiler giderek kısıtlanır, çoğul fobiler gelişmeye başlar
Agorafobi
Agorafobi çoğunlukla panik bozukluğuna ikincil olarak gelişir. Ancak panik bozukluğu öyküsü olmaksızın da agorafobi görülmektedir. Agorafobi, “panik atağının ya da panik benzeri belirtilerin (örn.taşikardi) çıkması halinde kişinin yardım alamayacağı ya da kaçıp kurtulmanın zor olacağı yer ve durumlarda bulunmaktan anksiyete duymak”şeklinde tanımlanmaktadır. Kişi bu durum ve yerlerden mümkün olduğunca kaçınmaktadır. Agorafobrik kaçınma çok sayıda yer ve durumu içerir. Bunlar içinde toplu taşıma araçları (uçaklar, yer altı metrosu, otobüsler, trenler, gemiler vb.), kalabalık ortamlar (tiyatro ve sinemalar, süpermarketler, pazar yerleri, konser salonları, stadyumlar, sınıf ve konferans salonları, lokantalar vb.), kuyrukta beklemek, kapalı yerler (tünel, asansör vb.), otomobile binmek ve sürmek (özellikle trafik sıkışıkken), sokakta yürümek, evden uzaklara gitmek, evde tek başına kalmak, alanlar (tarlalar, geniş caddeler, avlular vb.), yüksek yerler ve köprülerden geçmek sayılabilir. Agorafobi işe gitmede, ev işlerini yapmada, sosyal ilişkileri sürdürmede zorluklar yaratarak toplumsal ve mesleksel işlevsellikte bozulmaya (örn. İşten geri kalmak ya da işi bırakmak) yol açar. Ağır agorafobilerde, hastalar, eve ve aile bireylerine (eşleri, çocukları ya da ebeveynlerine) giderek bağımlı hale gelir. Tek başına evden çıkamazlar. Böylece, agorafobili hastalar evden ayrılmaları, sosyal yaşamı sürdürebilmeleri için mutlaka başka birilerine ihtiyaç duyduklarından, aile sistemi olumsuz yönde etkilenebilir. Roller ve görevler (alışveriş, bakım verme vb) yer değiştirir.
HAZIRLAYICI ETKENLER
Hastalığın ortaya çıkışında bazı hazırlayıcı ya da tetikleyici etkenlerin rolü olduğu saptanmıştır. Bunlar; Stres verici yaşam olayları : Hastalar genellikle ilk panik atağı ya da ataklarını stres verici yaşam olaylarının ertesinde yaşarlar. Hastaların yaşam biçimlerini değiştiren bazı olaylar panik atakları için tetikleyici olmaktadır. Örneğin, bir yerden taşınmak, kişiler arası çatışmalar yaşamak, sevdiği bir yakının ölümü eş ya da partnerden ayrılmak gibi. Bazı araştırmalarda kişilerarası çatışmalar, ilişki sorunları, sağlık sorunları ve işyerindeki baskıların panik bozukluğunun ortaya çıkışında özellikle önemli olduğu saptanmıştır. Ayrıca stresör etkenlerin kronik ve çoğul olması da önemlidir. Erken dönem yitimleri : Erken çocukluk dönemlerindeki kayıpların panik bozukluğu hastalarında normallerden daha fazla görüldüğü belirlenmiştir. Çocuklukta ebeveynin ayrılması, boşanması ve diğer streslerin daha sık görülmesinin panik bozukluğuna yatkınlık yarattığı düşünülmektedir. Ancak yatkınlık artışının yalnızca panik bozukluğuna özgül olup olmadığı –erken yitimler diğer ruhsal bozukluklarda da saptanmaktadır- oldukça tartışmalıdır. Ayrılma anksiyetesi ve okul fobisi : Erken dönemde yaşanan ayrılık anksiyetesinin panik ve agorafobi gelişiminde etiyolojik bir rolü olduğu sanılmaktadır. Ayrılma anksiyetesi öyküsü kadın hastalarda daha fazladır. Ancak başka ruhsal bozukluklarda da ayrılma anksiyetesi görülmesi nedeniyle, bu drum genel bir psikopatolojiye yatkınlık göstergesi olarak kabul edilmektedir. Yine de ayrılık anksiyetesi öyküsü ve okul fobisi en çok panik-agorofobi hastalarında (%50’lere varabiliyor) görüldüğünden hekimlerce sorgulanması gereklidir. Ebeveyn özellikleri : Panik bozukluğunda saptanan ailesel olma özelliği kısmen genetik etkiyle açıklanmakla birlikte, sosyal çevrenin de önemli etkisi olduğu anlaşılmıştır. Ebeveyn-çocuk ilişkileri üzerine yapılan araştırmalar, anksiyöz yapıdaki ebeveynlerin çocuklarının da daha anksiyöz oldukları açığa çıkmıştır. Panik bozukluğu için daha özgül sayılabilecek bulgular ebeveynlerin duygusal açıdan yeterince sıcak olmamaları, annelerin yetersiz bakım vermesi ya da reddeci davranmasıdır. Eskiden etiyolojik açıdan önemli olduğu düşünülen aşırı koruyucu ve kollayıcı ebeveyn tutumlarının panik bozukluğu, fobik bozukluklar ve normal kontrollerde farklı olmadığı saptanmıştır. Kişilik özellikleri : Panik hastalarında sıklıkla bağımlılık, kendine öne sürememe, güvensizlik ve obsesyonel olma gibi kişilik özelliklerine rastlanmaktadır. Bu hastaların daha yüksek düzeyde anksiyete, sosyal anksiyete, depresyon ve somatizasyon sergilediği tutarlı bir biçimde gösterilmiştir. Büyük çoğunluğunda hastalık öncesi dönemde kendini gösteren anksiyöz-kaçıngan bir bilişsel sitil mevcuttur. Ayrıca, hastalık öncesinde hastaların % 40’ı çeşitli kişilik bozuklukları sergilemektedirler. En çok bağımlı, pasif-agresif, kompulsif ya da kaçıngan tip kişilik bozuklukları saptanmaktadır. Bu kişilik özellikleri ya da bozuklukların panik ve agorafobiye yatkınlık yarattıkları düşünülmektedir. Ancak uzun süren bir hastalığın kişilerin davranışlarını etkileyebileceği, değiştirebileceği akılda tutulmalıdır. Gerçekten de süreğen panik hastalıklarının salt ilaç tedavisiyle bile kişilik özelliklerinin değişebildiği belirlenmektedir.
HASTALIĞIN GİDİŞİ
Bu hazırlayıcı etkenler zemininde, bazı hastaların ilk panik atağı öncesinde anksiyete artışı, agorafobik kaçınma ya da bazı depresif belirtiler yaşadıkları görülmektedir. Panik atakları yaşandıktan sonra beklenti anksiyetesi ve agorafobi gelişmektedir. Agorafobi gelişimi genellikle panik ataklarını izleyen ilk bir yıl içinde olmaktadır. Hastalık süreğen bir gidiş göstermektedir. Gidiş sırasında zaman zaman alevlenmeler ve remisyonlar gözlenmektedir. Remisyonlar yıllarca sürebilir. Ama 10-15 yıldan sonra bile alevlenme görülebilmektedir. Bazı hastalarda panik atakları yatışmakta ancak beklenti anksiyetesinin tetiklendiği kaçınma davranışları ve agorafobi kalabilmektedir. Hastalar kaçınma ve agorafobik davranışları ile panik ataklarını azaltarak, kısmen denetler hale gelmektedir. Hastada eşlik eden diğer anksiyete bozuklukları, depresyon, alkol-madde kullanım bozuklukları ve kişilik bozuklukları varsa prognoz daha kötü olmaktadır Etkin bir tedaviyle panik hastalarının yaklaşık % 70’inde tam iyileşme ya da belirgin düzelmeler kaydedilmektedir. Geri kalan % 20-% 40 hasta uzun süreler idame tedavisi gerekmektedir. Yaşın ilerlemesiyle panik bozukluğunun şiddeti azalmaktadır.
HASTALIĞIN TEDAVİSİ
1)ANTİDEPRESANLAR Trisiklik Antidepresanlar: Amitriptilin (LAROKSİL), İmipramin ( TOFRANİL), Klomipramin (ANAFRANİL) vb… SSRI: Serotonin gerialım engelleyicisi ilaçlardır. Fluoksetin (PROZAC, DEPREKS, ZEDPREX, FULSAC) Paroksetin ( PAXİL, SEROKSAT) Fluvoksamin (FAVERİN) Sertralin ( LUSTRAL, SERALİN, SERDEP, SELECTRA) Citalopram ( CİPRAM, ESLOPRAM, CİTARA, CİTOL, CİTOLAP) Essitolaprom ( CİPRALEX) SNRI: Venlafaksin ( EFFEXÖR), Minacipran ( İXEL) 2) Benzodiazepinler 3)PSİKOTERAPİLER: Bilişsel-Davranışçı terapi en çok tercih edilen yöntemdir. Bu yöntemde hasta bilgilendirilir ve eğitilir. Hastaya panik belirtilerini yatıştırma ve gevşeme teknikleri öğretilir. Terapi süresi ortlama 12 hafta, etkinliği ise % 60 kadardır.
KAYNAKLAR: 1. Anksiyete Bozuklukları, Editör: Prof. Dr. Raşit Tükel |